Ana Sayfa arrow E-Makâleler arrow "SCIENCE CITATION INDEX" BİR BİLİM ADAMININ DEĞERİNİ BELİRLEMEKTE TEK VE OBJEKTİF BİR KRİTER MİDİR?
 
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Arama Yap
Basından Yansımalar
Biyografisi
E-Hikâyeler
E-Kitaplar
E-Makâleler
E-Mektuplar
E-Pdf Makâleler
E-Raporlar
E-Röportajlar
E-Ses Kayıtları
E-Sohbetler
E-Şiirler
E-Tercümeler
E-Videolar
Fotoğraf Galerisi
Anma Programları
İletişim İçin
Kitapları
Makâleleri
Ziyaretçi Defteri
Duyuru Listesi
Duyuru listemize üye olmak için lutfen e-posta adresinizi giriniz:


Saat
Creative Commons License
"SCIENCE CITATION INDEX" BİR BİLİM ADAMININ DEĞERİNİ BELİRLEMEKTE TEK VE OBJEKTİF BİR KRİTER MİDİR? PDF Yazdır E-Posta
Yazar Ahmed Yüksel Özemre   
Pazar, 23 Ocak 2005
"SCIENCE CITATION INDEX" BİR BİLİM ADAMININ DEĞERİNİ BELİRLEMEKTE TEK VE OBJEKTİF BİR KRİTER MİDİR?


Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre


1960'lı yıllarda Eugen Garfield ABD'nde Philadelphia/Pennsylvania'da Institute for Scientific Information (ISI) yâni "Bilimsel İstihbârat Enstitüsü" adı altında ve "bilimsel sonuçların tüketimini ölçmeye yönelik parametreleri ihdâs ve tesbit etmek amacıyla" bibliyografik bir veri tabanı geliştirmek üzere bir şirket kurmuştu.


Bu şirketin oluşturduğu Science Citation Index (SCI) denilen veri tabanı 1964 yılındanberi yürürlüktedir. Daha sonra Science Citation Index Expanded (SCIE) diye genişletilen bu veri tabanı hâlen: Biyokimya, Biyoloji, Enformatik (Bilişim), Farmakoloji, Fizik, Hemşirelik Bilimleri, Jeoloji, Kimya, Matematik, Mikrobiyoloji, Mühendislik, Ormancılık, Psikiyatri, Tıb ve Ziraat konularında, çeşitli dillerde yayınlanmakta olan çeşitli bilimsel dergilerin taranmasıyla, en azından: 1) bilimsel makālelerin özetilerini vermekte, ve 2) yazarına ya da yazarlarına bu makāle dolayısıyla kimlerin makāleleri tarafından kaç kere yollama yapılmış [referans verilmiş, "site edilmiş"] olduğunu, yâni bu makālenin bilim âlemindeki yankısını sayısal olarak tesbit etmektedir.

ISI'nin bu veri tabanı 1945 yılına kadar uzanmaktadır. Başlangıcından bugüne kadar SCI'nin tarayarak veri tabanı oluşturduğu bilimsel dergilerin sayısı 3700 civârında kalmış iken SCIE'in taradığı dergiler bugün yaklaşık 6200'e ulaşmıştır. Bu iki veri tabanı arasındaki farkları bilmeyenlerin aklında ise yalnızca Science Citation Index yâni kısaltılmış şekliyle SCI vardır.

Her hafta yaklaşık 19.000 kadar makāle özetinin ve 430.000 sitasyon'un dâhil edildiği SCIE veri tabanının bugünkü hacmı yaklaşık 18 milyon özete ulaşmış bulunmaktadır. Bununla beraber, gerek SCI'nin gerekse SCIE'nin yukarıda adı geçen konularla ilgili bilimsel dergilerin hepsini taramadığı ve bunlar arasında, kriterleri kendince mâlûm, bir seçim yaptığı da gözden ırak tutulmamalıdır.

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kānûnu'nun yürürlüğe girmesinden sonra bir bilim adamını bilimsel olarak değerlendirmek amacıyla SCIE'ye baş vurmak, akademik ortama, önce kānûn ve yönetmeliklerde yer almamış bir moda ve daha sonra da fiktif bir zarûret olarak yerleşmiş bulunmaktadır. Bırakınız Medya'yı, işin künhünü bilmeyen bilim adamları tarafından dahî, SCEI'ye baş vurarak bilim adamlarını bu veri tabanındaki sitasyonlarının sayısı aracılığıyla değerlendirmek sanki objektif ve hiç şaşmayan tek kritermiş gibi algılanmaktadır ki bu aslā ve aslā isâbetli de değildir, doğru da değildir!


Nitekim bir bilim adamının bilimsel değerini:

  • Hocalığı,
  • Araştırıcılığı
  • Bilimsel nitelikli proje ve doktora ya da lâboratuvar ve klinik idâre etmekteki ya da sanatsal eser vermekteki yeteneği ve verimliliği, ve
  • Bilgiyi: A) öğrencilerine, ve B) meslekdaşlarına (kolleg'lerine) yayıcılığı


gibi beş faktör belirler. SCIE'de "site edilmiş olmak" ise bu beş faktörden, yalnızca ve yalnızca, B) şıkkı ile doğrudan doğruya ilgili değil, yalnızca ilintilidir. Dolayısıyla, SCIE tek kriter olamaz; aşağıda ise niçin objektif bir kriter olamayacağını da açıklayacağız.


Bilim adamının hocalık vasfını en iyi değerlendirenler öğrencileridir. Eğer bilim adamı:

  1. Derslerini ilgi çekici kılabiliyorsa,
  2. Ders takrîrindeki hitâbeti etkileyici ise,
  3. Tahtayı iyi kullanabiliyorsa,
  4. Yazısı okunaklı ise,
  5. Dersinin metnini ve çözülmüş problemlerini teksir olarak dağıtıyorsa ya da bu konuda yazılmış kitapları varsa,
  6. Öğrencilerine kibirle değil, şefkatle muamele ediyorsa,
  7. Öğrenciler tarafından kolay hazmedilemeyen konuları gerek sınıfta gerekse odasında onlara tekrar açıklamakdan yüksünmüyorsa,
  8. Not vermede âdil davranıyorsa

onun bu nitelikleri öğrenciler arasında takdîr edilerek derslerine ilgi de o ölçüde artar. Bu duruma meslekdaşları da kısa zamanda vâkıf olurlar.

Bilim adamı:

  1. Bilimsel araştırma projeleri teklif edebiliyor ve yönetebiliyorsa,
  2. Konusunda ilmî literatüre bihakkın vâkıf ise,
  3. Yanındakileri ekip çalışmasına teşvik edebiliyorsa,
  4. Doktora konuları bulup doktorantlarını başarıya ulaştıracak şekilde yönlendirebiliyorsa,
  5. İlim ahlâkından yâni akademik deontolijiden aslā ödün vermiyorsa, ve
  6. Bütün bu konularda salâbeti de verimliliği de kanıtlanmış ise,

bütün bunlar meslekdaşları arasında kıskançlıklara ve hattâ engellemelere yol açsa bile, sonunda mutlaka saygı ve takdîr kazanır.


Bilginin öğrencilere yayılması bilim adamının verdiği derslerin muhtevâsının yalnızca ders verdiği sınıfla sınırlı kalmayıp sınıfın dışına da taşması demektir. Bu da bilim adamının o konuda pedagojik kitap ya da kitaplar yazmış, tercümeler yapmış olmasıyla ölçülür. Ayrıca bilim adamı orijinal araştırmalar yapıp yayınlamakla da yükümlüdür. Bâzıları ise kendi yayınlarının sayısını kabartmak ve SCIE'de daha çok "site edilmiş olmak" için, doktorantlarına, idâre ettikleri doktoralar yayınlanırken bunların başına kendi isimlerinin de konulmasını icbâr ederler. Bu, kanaatimce, doktorantı ezen ve akademik deontolojide yeri olmaması gereken bir tasarruftur.

Bir bilim adamının söz konusu dört faktörün hepsinde de başarılı ve verimli olması idealdir ama her bilim adamından bu performansı beklemek âdilâne bir tutum değildir. Meselâ Rölâtivite Teorileri'nin kurucusu, Fotoelektri Olay'nı açıklayan, Bose-Einstein İstatistiğini kuran ve 1921'de Nobel Fizik Ödülü'nü kazanmış olan Albert Einstein (1879-1955) gibi bâzı bilim adamları öğrencilere muhâtab olmaktan da ders anlatmakdan da olabildiğince kaçınarak kendilerini yalnızca araştırmaya verirler. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde Atom ve Çekirdek Fiziği Kürsüsü'nün ve lâboratuvarlarının, Teorik Fizik Enstitüsü'nün, Türk Fizik Derneği'nin kurucusu ve Atom Enerjisi Komisyonu ile Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin kurulmasının öncüsü olan Fâhir Yeniçay (1902-1988) gibi bâzıları ise yalnızca iyi öğrenci yetiştirmek, ders kitabı yazmak konusunda gayret sâhibidirler.

Bilim adamlarının gerçek değerlerini ne SCIE'deki sitasyonlarının sayısı ve ne de bu işten anlamayan gazeteciler tesbit edebilir. Bu değerlendirmeyi ancak ve ancak o bilim adamları gibi bilim adamı ve aynı akademik titre sâhib olan ciddî ve âdil meslekdaşları yapabilir.

SCIE'de "site edilen" makāleler bilimsel değerlerine bakılmaksızın taranıp kayda geçmektedir. Meselâ, 1989 yılında Stanley Pons ve Martin Fleischmann yaptıkları bir elektroliz hücresinde çok düşük sıcaklıkta füzyon olayını gerçekleştirdiklerini ileri sürmüşlerdi. Bu soğuk füzyon üzerine her ikisine de yollamada bulunan binlerce makāle yazılmış ve bunların çoğu da SCI'de ve SCIE'de yer almıştı.

Fakat 15 sene zarfında bu iki zâtın tecrübesini ve ölçümlerini tekrarlayan pekçok bilim adamı "soğuk füzyon" diye bir olay varsa dahî bunun Pons ve Fleischmann'ın tecrübelerinde iddia etmiş oldukları gibi ortaya çıkmadığını gösterdiler. Yâni Pons ve Fleischmann'ın iddialarının gerçek tarafı yoktu. Şimdi sormak lâzımdır: "Pons ve Fleischmann'ın, bilimsel olmadığı kanıtlanan soğuk füzyonu gerçekleştirmiş oldukları iddiası dolayısıyla, SCI'de ve SCIE'de binlerce kere zikredilmiş olmaları ve böylece kendilerine yapılan yollamaların sayısının iyice kabarmış olması onların kâr hânesine kaydedilmesi gereken bir başarı mıdır? Buna göre, SCI'de ya da SCIE'de "şu kadar" zikredilmiş olmak bilim adamları için: 1) tek kriter, ve de 2) objektif bir kriter olabilir mi?

Ayrıca, meselâ: Hukuk'da, İktisat'ta, İlâhiyat'ta, Epistemoloji'de, Mantık'ta, Türkoloji'de, Arap-Fars Filolojisi'nde, İç Mîmârî'de, Heykeltraşlık'da, Müzikoloji'de ve ilh… orijinal araştırma yapanların SCIE'de zikredilmesi ("site edilmesi") imkânı olmadığından bu gibi bilim adamlarının "SCEI'de sıfır sitasyonu var" diyerek afişe edilmeleri ve haksız yere küçük görülmeleri doğru mudur? Nitekim kendisi tanınmış bir Anayasa Hukuku uzmanı olan YÖK Başkanı Prof.Dr. Erdoğan Teziç son zamanlarda birkaç gazetede SCIE'de hiçbir makālesi "site edilmemiş" olduğu için haksız yere eleştirilmiştir.

Bundan başka bilim âleminde çok güçlü lobilerin varlığı da bir sır değildir. Bunlardan biri "Yahudi Lobisi", diğeri ise "İlâç Sanayii Lobisi"dir. "Yahudi Lobisi"ne mensûb olanlar SCIE tarafından taranan dergilerde yayınladıkları makālelerde muhakkak bir punduna getirip özellikle başka yahudi bilim adamlarının bilimsel yayınlarına yollama yaparlar. Bu da haklı ya da haksız yahudi bilim adamlarının SCIE'de daha fazla sayıda zikredilmesine yol açmaktadır.

SCIE'de sitasyonların sayısını kabartmanın bir başka yolu da bir bilim adamının yayınladığı her makālede, gerekli olsun olmasın, kendisine ait daha önceki makālelere yollama yapmasıdır.

Eskiden tıb alanında bilimsel dergiler çok daha seçiciydiler; kılı kırk yararlar ve kendilerine yayınlanmak üzere gönderilen makālelerin çoğunu da reddederlerdi. Şimdilerde ise güçlü ilâç firmaları ya da onların alt kuruluşları piyasaya sürdükleri yeni bir ilâç hakkında birbirini tekrarlayan, istatistiksel değeri olmayan 20-30 vaka hakkında hiçbir orijinalliği bulunmayan sözümona bilimsel makāleler yazanların bu makālelerini, ellerindeki parasal yaptırım gücüyle, SCIE tarafından taranan bâzı tıb dergilerinde yayınmasını sağlayabilmektedirler. Bu ise, söz konusu kimselerin bu ilâç firmalarına daha bağımlı çalışmaları için bir nevi rüşvet yerine geçmektedir.

T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından Resmî Gazete'nin 25213 sayılı nüshasında yayınlanmış 28.08.2003 târihli "Eğitim Personelinin Nitelik Ve Seçim Esasları Hakkında Yönetmelik"de Şef Yardımcısı olmak için 6. Madde'nin ve Şef olabilmek için de 7. Madde'nin gerekli gördüğü SCI'ye ya da SCIE'ye kayıtlı dergilerde Şef Yardımcısı için 3 ve Şef için de 5 yayını olması şartı, bu işe âşinâ tarafsız gözlemcilerin kanaatine göre, yukarıdaki paragrafta değinilmiş olan İlâç Sanayii firmalarının devreye girmelerini ve yayınların bilimsel kalitesinin de olabildiğince düşük olmasını sağlayan bir etken olarak ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu olgular, bir bilim adamının değerlendirilmesinde SCIE'deki sitasyonlarının sayısının ya da, Sağlık Bakanlığı söz konusu olduğunda, SCI'ye ya da SCIET'ye kayıtlı dergilerde yayınlanmış tıbbî yayınların: 1) niçin tek kriter olamayacağı, ve de 2) niçin objektif bir kriter olamayacağı konusunda fehâmet ve idrâk sâhiplerine yeterince ışık tutacaktır.



* * *
Son Güncelleme ( Pazar, 23 Ocak 2005 )
< Önceki   Sonraki >
 
 


Webmaster: Suat Gültepe
Bu site en iyi şekilde Mozilla Firefox tarayıcısı ile görüntülenmektedir.