Buradasınız

ABDEST VE KURBANIN REMZÎ (SEMBOLİK) ANLAMI

ABDEST VE KURBANIN REMZÎ (SEMBOLİK) ANLAMI

 

Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre

 

* * *

 

İslâm Dininde İbâdetler

 

 

İslâm dininde ibâdetler: 1) hâlis tefekkür, 2) hâlis niyet, 3) hâlis zikir, 4) hâlis söz, 5) hâlis ahvâl, 6) hâlis cihâd ve de 7) menâsik1 (ritüel) aracılığıyla gerçekleştirilir. Burada hâlis sıfatı Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine ve Cenâb-ı Peygamber’in öğretisine uygun anlamındadır. Bunların hepsi de emri bi-l ma’rûf ve nahyi ani-l münker (III/104)2 çerçevesi içindedir. Bu itibarla, eğer emsâl göstermek gerekirse, sırasıyla: 1) Hakk'ın kudret ve azametini tefekkür de (LXVII/1), 2) Allāh için mücâdele etmeğe niyetlenmek de (XXII/78), 3) Hakk'ın güzel isimlerini zikretmek de (XXIX/45), 4) insanlara hakkı ve sabrı tavsiye etmek de (CIII/3), 5) Cenâb-ı Peygamber'e itaat etmek de (XXXIII/21), 6) Allāh rızâsı için savaşa katılmak da (II/216), 7) namaz kılmak da (II/43) bu kabil ibâdetlere birer misâldir.
 

Belirli bir menâsiğe bağlı olmayan ibâdetlerin herkesin uyması gereken bir şekli yoktur. Buna karşılık, menâsiği Kur'ân ve Cenâb-ı Peygamber tarafından tesbit edilmiş olan ibâdetlerde şekil fevkalâde önemlidir. Kimsenin bu şekli değiştirmek hakkı ve yetkisi yoktur. Meselâ: 1) akşam namazının sünnetini farzından önceye almak husûsunda kimsenin yetkisi yoktur; 2) hac ibâdetini yerine getirirken, kimse "Arafat’taki vakfe" ile "sa’y"in yerini değiş-tokuş edemez; 3) kimse kurbanı önce yüzüp de boğazını sonra kesemez; ya da 4) oruç tutarken imsâka akşam ezânında başlayıp sabah ezânında iftar edemez. Menâsiğe bağlı bir ibâdetin şeklinde yapılan bu kabil değişiklikler, ondan, Allāh’ın emrettiği ibâdet olmak vasfını ortadan kaldırır.

Bu kabil indî şekil değişiklikleri: 1) bunları tesis eden Cenâb-ı Hakk'ın ve 2) bunları uygulatan Cenâb-ı Peygamber'in emirlerine, ve dolayısıyla da Kur’ân’a muhâlif (XLVII/33) şahsî ve nefsânî tasarruflardan başka bir şey değildir.

 

 

 

Bununla beraber İslâm târihinde bu gibi şekil değişiklikleri çeşitli sebeplerden dolayı maalesef vuku bulmuş ve hattâ Sünnet'denmiş gibi kabûl görüp yaygınlaştırılmıştır bile. Bunlara: 1) 2. halîfe Ömer'in terâvih namazını 20 rek'at olarak vaz ve icbâr etmesi, 2) gene aynı halîfenin kadınların mehirlerine bir üst sınır vaz etmesi3, 3) Muâviye'nin Cum'a namazında hutbeyi namazdan önceye alıp bunu bütün İslâm Âlemi'nde uygulatması4, 4) Osmanlı ulemâsının 2 rek'at kılınan Cum'a namazını 16 rek'ate yükseltmesi misâl olarak gösterilebilir.
 

 

Menasiğe bağlı ibâdetlerin Kur'ân ve Cenâb-ı Peygamber tarafından belirlenmiş olan şekillerinin niçin böyle belirlenmiş oldukları hakkında bir açıklama verilmemiştir. Bu konuda yalnız yorumlar yapılmıştır. Kezâ şekle bağlı bu ibâdetlerin hangi gerekçelerle ibâdet sayıldığı hakkında da, bunların Allāh'ın emri olmalarının ötesinde, elimizde pek az ipucu bulunmaktadır. Yorumcular ise bu konuda kendi bilgi ve tefekkür dağarcıkları nisbetinde konuya eğilmişlerdir. Bu yorumlar ise kesin ve nihaî açıklamalardan çok her bir yorumcunun o mesele hakkındaki takvâ düzeyini, hassasiyetini, bilgisini, meşrebini ve zevkini yansıtmaktadır.

 

 

Abdestin Remzî Anlamı

 

Müslim'in de Tirmizî'nin de hadîs külliyâtlarında Tahâret bahislerinde yer alan bir hadîsde:

 

“Bir müslüman abdest alırken yüzünü yıkadığı zaman, iki gözüyle yaptığı günahları su ile akıp gider. Ellerini yıkadığı zaman, elleriyle yaptığı günahlar su ile akıp gider. İki ayağını yıkadığında da ayaklarıyla yapmış olduğu her bir günah su ile akıp gider. Böylece o kul, küçük günahlarından ve hatâlarından temizlenmiş olarak ortaya çıkar”

 

denilmektedir5.

 

Bu hadîse binâen: 1) abdest almanın, aslında, tevbe'yi remzeden, 2) Cenâb-ı Hakk tarafından onun yerine, kullarına kolaylık olsun diye, ikāme edilen ve 3) "Ettikleri günahların ardından tevbe edip de îmân edenlere gelince, hiç kuşkusuz o tevbe ve îmânın ardından Rabb’in Gafûr ve Rahîm’dir" (VII/153) âyetine uyan bir ibâdet olduğunu anlıyoruz. Eğer abdest alırken bu tevbeyi zikren dile getirmiş olsaydık:

 

 

Rahmân ve Rahiym olan Allāh’ın adıyla, taşlanmış Şeytân’dan Allāh’a sığınırım. Hamd ancak âlemlerin Rabbi olan Allāh’a mahsûstur. O Rahmân ve Rahîmdir. Din gününün sâhibidir. Rabb’im! Ancak Sana kulluk eder ve ancak Sen’den yardım taleb ederiz. Bizleri, gazâbına muhâtab olanların ve dalâlet içinde bulunanların yoluna değil, Sen’in nîmetine erişmiş olanların yolu olan doğru yola hidâyet et. Muhakkak ki Sen Tek’sin ve Samed’sin. Doğmamış, doğurulmamışsın. Andolsun ki Sana küfüv olacak hiçbir şey yoktur. Sen’den başka ilâh yoktur, Hazret-i Muhammed de Sen’in peygamberindir. Yâ Rabbi! Bütün bu hakîkatları gönlüme aslā silinmeyecek, aslâ solmayacak bir şekilde kazı ki Sana olan kulluğumu hakkıyle îfâ edebileyim.

 

 

Rabbim! “Ey îman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın” (V/6) emr-i celîline uygun olarak, niyet ettim abdest almaya.

 

 

Yâ Rabbi! Bu abdest esnâsında, abdestin farz ve sünnetini icrâ ederken, lûtf-i kereminle idrâkimi ve şevkimi zinde tut. Beni vehmin esiri kılıp da Şeytân’ın iğvâsına bulaştırma. İbâdetimi tâat ve takvâ ile müzeyyen, aklımı ve fikrimi de Sana olan kulluğumun hâlis idrâki ile meşbu’ kıl.
 

 

 

 

Yâ İlâhî! Bu abdest için lûtfettiğin su imkânından dolayı Sana hamd olsun. Su olmadığı zamanlarda toprağa teyemmümle abdest alabilma ruhsatınla biz âciz kullarının ibâdetimizi kolaylaştırmandaki sahâvetin ve lûtfun için de Sana hamdolsun. İşte bu ruhsat ancak, Ganiyy ve Lâtîf olan Rabb’imin keremindendir. Bizleri suyun fıkdânından da suyun celâlinden de esirge, yâ Hafîz!

 

 

Yâ Rabbi! Bende: kulluğumun idrâkini de, Senin benim hakkımda ezelde vermiş olduğun hükümlere kesin teslimiyet göstermemin idrâk ve irâdesini de daima zinde tut. Ve kezâ beni ”Andolsun ki Biz her şeyi sudan yarattık”6 âyet-i kerîmesinin sırrına âşinâ kıl. Bu âyet-i kerîmenin ilâhî hükmünün ve sırrının hörmetine de, bu suyla abdestimi alır almaz, beni yeniden günahsız, ve Sana olan îmânımı da daha kuvvetli bir şekilde ihyâ ve ibkā et, ey benim Yuhyî ve Bâkî, ve de Erhame-r Râhimîn olan Rabbim!

 

 

Abdestten sonra dahi beni Şeytân’ın, nefsin ve vehmin aldatmacalarına kanmayan; maksûdu Sen, matlûbu da Senin Rızâ’n olan; tevbelerinde ısrarlı, irâdesi kuvvetli; Sen’in doğru yolundan ayrılmayan, hâlis merhamet ve hâlis sahâvetle müzeyyen, temiz ve mümeyyiz kullarından kıl.

 

Andolsun ki Sen en yüce ahlâk üzeresin"7 diye ta’zîz ve tebcîl etmiş olduğun Cenâb-ı Peygamber (SA) efendimizin ahlâk-ı hamîdesine benzer bir ahlâk, hilm, merhamet ve adâlet ile tezyîn et; fehâmetimi, idrâkimi, temyîzimi ve ilmimi arttır, yâ Alîm! Beni faydasız ilimlerin, faydasız bilgilerin tasallutundan muhâfaza et, ey benim Hafîz olan Rabb’im.

 

 

Yâ Rabbi! Şu sağ elimin, fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, ya Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu elimi terketmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet. Bundan böyle sağ elimi aslā harama bulaştırtma, aslā helâlden uzaklaştırtma. Elimi rahmet, merhamet, sehâvet ve adâlet aracı kıl, ey lûtfu ve keremi sonsuz, Lâtîf olan Rabb’im!

 

 

Yâ Rabbi! Şu sol elimin fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu elimi terketmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet. Bundan böyle sol elimi aslā harama bulaştırtma, aslā helâlden uzaklaştırtma. Elimi rahmet, merhamet, sehâvet ve adâlet aracı kıl, ey lûtfu ve keremi sonsuz, Lâtîf olan Rabb’im!

 

 

Yâ Rabbi! Yüzümü hayra çevir, Nûr'unla nûrlandır. Gözlerimi haramdan sakındır. Alnımı pâk ve dik tut. Yanaklarımı helâl olmayan öpücüklerden koru. Bütün bunların fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Suyun yüzümden akıp gitmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet.

 

 

Yâ Rabbi! Dudaklarımın, dişlerimin, dilimin, damağımın ve gırtlağımın fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu ağzımı terketmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet. Bundan böyle dudaklarımı, dişlerimi, dilimi, damağımı ve gırtlağımı aslā harama bulaştırtma, aslā helâlden uzaklaştırtma. Bunları helâl lokmaların, helâl lezzetlerin, gıybet ve dedikoduların değil helâl ve de isâbetli sözlerin aracı kıl, ey lûtfu ve keremi sonsuz, Hafîz ve Kelîm olan Rabb’im!

 

 

Yâ İlâhî! Burnumun fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu burnumu terketmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet ve beni kerih ve de Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymayan kokulardan koru.

 

 

Yâ İlâhî! Sağ kolumun fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu parmaklarımın ucundan akıp gitmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet ve sağ elimi harâma bulaşmakdan ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymayan hareketlerde bulunmakdan koru.

 

 

Yâ İlâhî! Sol kolumun fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu parmaklarımın ucundan akıp gitmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet ve sol elimi harâma bulaşmakdan ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymayan hareketlerde bulunmakdan koru.

 

 

Yâ İlâhe-l Âlemiyn! Aklımı muhafaza et. Onu Kur’ân ve Sünnet ile kayıtlandır. Onu nefsin, vehmin ve boş hayâllerin oyuncağı ve aracı kılma. Beni aklını dirâyet ve isâbetle kullanan ûlü-l elbâb, âlim ve râsih kullarından kıl. Aklımın sebeb olduğu ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsinden de tevbe ediyor ve senin merhamet ve şefkatine ilticâ ediyorum yâ Tevvâbü-r Rahîm! Beni münkesir kullarından kılma yâ Şâfi!

 

 

İlâhî yâ Rabbi! Kulaklarımın duyup da nefsimin hoşuna gitmiş olan ne kadar gıybet, dedikodu, iftirâ, boş lâf ve de nefsi azdıran sesler varsa hepsine tevbe ediyor ve Sen’in merhamet ve hıfzına sığınıyorum, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Bundan böyle bu kabil günahlara karşı irâdemi tahkim et ve bu sözleri söyleyenleri uyarmam ve hattâ gerekirse onlara karşı cihâd etmem husûsunda beni müdrîk ve muktedir kıl.

 

 

Allāh’ım! Şu ensemi harâma sırtını dönen ve helâl yastıklara yaslanan enselerden kıl. Bu kabil ne kadar hatâm, kusurum, nâkısam ve günahım varsa hepsine de tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bunları setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Bundan böyle bu kabil günahlara karşı irâdemi tahkim et ey benim Settâr, Afüvv ve Gafûr olan Rabb’im!

 

 

Ey benim, Rahmâniyyet’iyle âlemleri kuşatmış olan Rabbim! Sağ ayağımın fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu ayağımdan akıp gitmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet ve sağ ayağımı harâma bulaşmakdan ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymayan hareketlerde bulunmakdan koru.

 

 

Yâ Rabbi! Sol ayağımın fâili ya da sebebi olmuş olduğu, idrâkinde olduğum ve olmadığım ne kadar hatâ, kusur, nâkısa ve günah varsa hepsine tevbe ediyorum. Bu tevbemi kabûl et, yâ Tevvâb! Bu hatâlarımı, kusurlarımı, nâkısalarımı ve günahlarımı setret, yâ Settâr! Bunları âşikâr edip de beni rezil rüsvay etme. Bunları başkalarının ızdırâblarının sebebi kılma. Akan suyun bu ayağımdan akıp gitmesi gibi bunların da Kirâmen Kâtibîn’in defterinden silinerek akıp gitmelerini lûtfet ve sol ayağımı harâma bulaşmakdan ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymayan hareketlerde bulunmakdan koru.

 

 

İlâhî yâ Rabbi! Bu abdestimi, Sen'in lûtf-u kereminle, idrâkine vararak ikmâl etmiş olmamdan ötürü Sana hamd olsun. Bu idrâkimi daha da arttır. Bu abdestin bana verdiği hafiflikle ibâdetlerimi Şeytân'ın iğvâsına mâruz kalmadan ve Sen'in rızâna uygun bir biçimde icrâ etmemi lûtfet. Bu abdestin benim îmânımın kuvvetlenmesine, iyi işlerde bulunmama, hakkı ve sabrı tavsiye edip Sana tam anlamıyla teslîm mü'minlerden olmama vesiyle olmasını da lûtfet, yâ Lâtîf!

 

 

Allāh’ım! Almış olduğum abdesti benim, salâhıma ve felâhıma sebeb, beni de tevbelerimde ısrarlı kıl. “Ettikleri günahların ardından tevbe edip de îmân edenlere gelince, hiç kuşkusuz o tevbe ve îmânın ardından Rabb’in Gafûr ve Rahîm’dir”müjdesine binâen benim tevbemi kabûl et yâ Tevvâb! Muhakkak ki hamd ancak âlemlerin Rabbi olan Sana mahsûstur. Sen Rahmân ve Rahîmsin. Din gününün sâhibisin. Rabb’im! Ancak Sana kulluk eder ve ancak Sen’den yardım taleb ederiz. Bizleri, gazâbına muhâtab olanların ve dalâlet içinde bulunanların yoluna değil, Sen’in nîmetine erişmiş olanların yolu olan doğru yola hidâyet et. Muhakkak ki Sen Tek’sin ve Samed’sin. Doğmamış, doğu-rulmamışsın. Andolsun ki Sana küfüv olacak hiçbir şey yoktur. Bilirim bildiririm ki Sen’den başka ilâh yoktur; bilirim bildiririm ki Hazret-i Muhammed de Sen’in peygamberindir. Yâ Rabbi! Bütün bu hakîkatları gönlüme aslā silinmeyecek, aslâ solmayacak bir şekilde kazı ki Sana olan kulluğumu hakkıyle îfâ edebileyim. Elhamdülillâhirrabbilâlemiyn!

 

dememiz gerekecekti.

 

 

Görüldüğü gibi, belirli bir idrâk ve hatırda tutma yeteneği gerektiren ve en azından da 15 dakika sürecek olan bir tevbe yerine Cenâb-ı Rabbü-l Âlemiyn en çok 1 dakika süren abdest menâsiğini ikāme ederek insanlara büyük bir kolaylık lûtfet-miştir. Bu ikāme ile Cenâb-ı Rabbü-l Âlemiyn bizlere lisân-ı hâl ile sanki: "Ey benim kullarım! İçinizde dört başı ma’mûr bir tevbeyi üstün bir idrâk ile dile getirecek pek az kimse vardır. İşte İzzet ve Rahmet’imin bir lûtfu olarak Ben de size bu işi kolaylaştırdım. Kim ki, künhüne vâkıf olsa da olmasa da, abdestin menâsiğini gerektiği gibi yerine getirirse Ben de onu tıpkı dört başı ma’mûr bir tevbeyi üstün bir idrâk ile ifâ etmiş gibi kabûl edeceğim" demektedir.

 

Kurbanın Remzî Anlamı

 

Kur'ân: "Ve Biz, hayvanların dört ayaklı olanlarından8 kendilerine rızık olarak takdîr ettiğimizin üstüne Allāh’ın adını zikretmeleri şartıyla, her ümmete kurban kesme ibâdetini meşrû kıldık..." (XXII/34), ve "Rabb’ine mahsûs olmak üzere namaz kıl ve kurban kes!" (CVIII/2) âyetleriyle kurban kesmenin her ümmete Allāh (CC) tarafından vaz edilerek meşrû kılınmış bir ibâdet olduğunu beyân etmektedir.

 

 

 

Şu hâlde kurban, ancak: 1) hayvanlardan, 2) ama bu hayvanlar arasında dört ayaklı hayvanlardan, ve 3) bu dört ayaklı hayvanlar arasından da insanlara rızık olarak helâl ve meşrû kılınmış olanlarından olabilir; ve bu kurban ancak 4) Allāh'ın adı zikredilerek ve Allāh için kesilir. Buna göre: 1) nebatlardan, taşdan, toprakdan, 2) böceklerden, tavuklardan, kuşlardan, sürüngenlerden, balık ve sâire gibi deniz ürünlerinden, 3) domuzdan, ayıdan, gergedandan, filden ve benzerlerinden ve de 4) Allāh'ın adı anılmadan ya da Allāh'dan başka bir şeye izâfeten kesilen hayvan kurban olmaz. Bunlar yukarıdaki âyetlerin muhtevâsına aykırıdır. Hazret-i Peygamber'in (SA) devrinde kurban olarak yalnızca koyun, keçi, sığır, manda ve deve kurban edilmiştir. Kutup bölgelerinde ehlileştirilmiş olan ren geyiklerinin9 etinin de at10 etinin de helâl rızık, ve dolayısıyla da (XXII/34) âyetinin müsaadesi kapsamında olmalarına rağmen bunların kurban niyetine kesilmeleri husûsunda yaygın bir uygulama yoktur.

 

 

Kur'ân, mü'minleri: "Onların etleri de kanları da Allāh’a ulaşmaz; O’na, ancak, Allāh’ın emîrlerine karşı gelen nefse engel olma irâdeniz11ulaşır. Bundan dolayı Allāh’ın, sizin hidâyetinize sebeb olanların üstünde bir ululuğa mâlik olduğunu tasdîk edesiniz diye, onları sizin tasarrufunuza vermiştir. Artık, ihsânda bulunanları müjdele!" (XXII/37) diye îkaz etmektedir.

 

 

Buna göre, kurbanın eti de akan kanı da bizâtihî bir ibâdet mesâbesinde olmayıp yalnızca bir araçtır. Asıl ibâdet, "Kendi hevâsını kendisine ilâh (ya da put) kılarak onun emirlerine teslim olan kimseyi gördün mü? Allāh onu bilgi bakımından dalâlete uğratmıştır..." (XLV/23) âyetinde de işâret edildiği gibi: 1) Allâh'ın emirlerine karşı gelen, 2) bu emirleri hayatın ilkeleri hâline getirmeyen, ya da 3) bu emirlere îman etmiş olsa bile bunları uygulamamakta direnen nefse engel olma irâdesidir. Hâlbuki: "Nefis, emir ve cebir altında tutucudur" (XII/53), yâni kendi hevâ ve hevesinden başka bir şeye ve de özellikle Allāh'ın emirlerine uymamakta direnir durur. Bundan dolayıdır ki hadîslerde:
 
  • "En kuvvetli düşmanın içindeki nefsindir"
  • "Cihâdın en büyüğü kişinin kendi nefsiyle, kendi hevâ ve hevesiyle savaşmasıdır"
  • "Nefsini zelîl kılan dinini azîz kılmış olur, nefsini yükseltmeye çalışan dinini zelîl kılmış olur..."
  • "Göğün altında Allāh’dan başka kendisine tapınılan en büyük mâbud kendisine boyun eğilen nefistir"

 

 

 

 

 

denilmiştir. İşte, asıl kurban edilip hayatiyet damarınn kesilmesi gereken kurban, ya da kırılması gereken put bu nefistir.

 

 

Düşmanla cihâd (savaş) farz olduğu zaman bazı sahâbî bu sorumluluktan kurtulmayı dilemişlerdi (IX/24, 86-90). Hâlbuki Cenâb-ı Hakk, savaşa katılanların: 1) rütbe bakımından Kendi katında daha üstün olduklarını, ve 2) tarafından bir rahmet ve hoşnutlukla, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetlere gireceklerini müjdelemişti (IX/20-21). Cenâb-ı Peygamber de en büyük savaşın (cihâd-ı ekber'in) kişinin kendi nefsine karşı açtığı cihâd olduğunu beyân etmekle nefsine karşı cihâd edenin mertebesinin diğer düşmanlara karşı cihâd edenlerinkinden daha yüce olduğunu telmih etmişti.

 

 

Diğer yandan Hazret-i İbrâhim (AS), sırf Rabb'ine olan teslimiyetini ifâde edebilmek için canı gibi sevdiği, nefsinden âdetâ bir parça olan oğlunu Rabb'ine kurban etmeye teşebbüs etmişti. Rabbü-l Âlemiyn de onun bu hâlis teslimiyetine karşılık bir koçu bu kurbanın yerine ikāme etmişti.

 

 

İşte kurban, bu sebeplerden ötürü, insanın nefsini Cenâb-ı Hakk'ın rızâsı için gene Cenâb-ı Hakk'a fedâ etmesinin bir remzidir. Bu itibarla da kurbanın aslî amacı fıkarayı infak değildir. İnfak ifâ edilen kurban ibâdetinin doğal bir yan-ürünüdür, o kadar!

 

Kurban ibâdetini vaz etmiş olan Cenâb-ı Hakk bizlere lisân-ı hâl ile sanki:

 

"Ey benim kullarım! İçinizde kendi nefsine karşı dört başı ma’mûr bir cihâdı üstün bir idrâk ile gerçekleştirebilecek pekaz kimse vardır. İşte İzzet ve Rahmet’imin bir lûtfu olarak Ben de size bu işi kolaylaştırdım. Kim ki, künhüne vâkıf olsa da olmasa da, Benim rızâm için kurbanın menâsiğini gerektiği gibi yerine getirirse Ben de onu tıpkı nefsine karşı dört başı ma’mûr bir cihâd açmış gibi kabûl edeceğim"

 

demektedir.

 

 

* * *

 

 

 

 


[1]Menâsik: fiilî ibâdetleri icrâ ederken izlenecek olan sıra, usûl, yol-yordam.

[2]"Sizlerden hayra dâvet eden, iyiliği emreden ve kötülükden men eden bir topluluk bulunsun! İşte kurtuluşa erenler onlardır"

[3]Halîfe Ömer bu hususta yapılan bir îtirazdan sonra bu sınırı kaldırmıştır.

[4]Bu günümüzde de böyledir.

[5]Bk. Cemâl Uşşak, Kütüb-i Sitte’den Seçme Hadîsler, Hadîs No. 673, s. 345Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1995.

[6](XXI/30)

[7](XXXIII/21)

[8]Min behîmeti-l en’âm. En’âm: aynı türden evcil hayvanlar. Behîme: dört ayaklı hayvanlar.

[9]Arabistan’da Hazret-i Peygamber’in zamanında da şimdi de ehlileşmiş geyik davarları yoktur.

[10]At eti Hanefî mezhebine göre mekruh fakat Şafî, Mâlikî ve Hanbelî mezheblerine göre mubahtır.

[11]Allāh’ın emirlerine karşı gelen nefse engel olma irâdesi: takvâ.

Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves