Buradasınız

İbrahim Kapaklıkaya

SİZİ ÖZLEDİM EFENDİMSiz gittiniz Efendim.Hep sanki bunun bir rüya olduğunu, kısa sürede uyanıp sizi hâlâ Üsküdar'da bulacağımı sanıyordum. Ama bu rüya hâlâ bitmedi Efendim.Ve ben sizi çok özledim.Kırkbeş yıla yakın süren bir arayış, düşüp kalkışlar, duvarlara çarpışlar, kör kuyulara düşüşlerden sonra sığınacak bir liman bulmuştum, ailecek bulmuştuk.Kıtlık ülkesinden gelen Yusuf'un kardeşleri gibi huzuruna çıkmıştık. Siz bize gönül hazinenizi açmıştınız Efendim. Hayatın, feleğin cilveleriyle yaralanmış, örselenmiş ruhlarımız ve kalplerimize, kalp aynanıza yansıyan İlâhî muhabbetle, Peygamberî şefkatle çare olmuştunuz. Ve siz gittiniz. Beni öksüz bırakıp gittiniz. Artık beni size getiren şehir hatları vapurları, heyecanıma tanıklık edemiyor.Artık gelişte size özlemin, dönüşte tadılan huzurun bir başka tat kattığı vapurdaki çayların tadı yok. Hastaneye yatmadan kısa süre önce;"-Kızımı getirin bana" demiştiniz. Kızımı getirmiştik annesiyle size. Bizim fotoğraflarımızı çekmiştiniz; bizimle birlikte fotoğraf çekinmiştiniz. Eşime; "Efendim yeni bir hobi edinmiş galiba" demiştim. Ne kadar yanılmışım. Siz vedalaşmaya hazırlanırken, sizi çok özleyeceğimizi bilerek armağanlar bırakmışsınız bize.Ama resminize her gün bakmak yetmiyor Efendim.Siz kızardınız; "eliniz boş, gönlünüz dolu gelin evladım" derdiniz ama, İskeledeki çiçekçilerin önünden "bizi de götürün, biz de özledik, bu şerefi bize çok görmeyin" diyen kır çiçeklerini almadan gelemezdik ki.Şimdi çiçekler de öksüz kaldı Efendim.Son ameliyatınızdan sonra, dünya gözü ve aklıyla çok acı çektiğinizi düşünüp üzülen bize teselli veren sizdiniz. Oysa perdelerin ardını bilene üzüntü olmazmış, bilemedik Efendim.Ankara'nın gayya kuyusuna düşüp binbir yara bere içinde gelip, şefkatli sinenize sığınıp dert yandığımda;"-Yalnızca sen mi çektin o çileyi evladım? Biz de seninle beraber çektik" demiştiniz. Nefsinden ötesini göremeyen aklımızla görememiştik Efendim. Hamlığımızı yüzümüze vurmadan ateşe attınız, biz yanarken siz gittiniz Efendim.İstanbul'un kargaşası, yaşamın curcunası, insanların ihanetleri, nefsin oyunları, geçim derdi, iş sıkıntısı içinde bunalıp dayanamaz hale gelince size koşardık Efendim.Dünya çölünde vahamızdınız. Sizde dinerdi hikmet susuzluğumuz. Fırtınalı denizde limanımızdınız. Sizde sükun bulurdu ruhumuz.Ve şimdi siz yoksunuz Efendim.Vahasız, limansız kaldık."-Oturun evladım biraz daha" demiştiniz Hastanedeki son ziyaretimizde. Bir yandan yanınızda kalmayı çok arzularken, öbür yandan sizi yormaktan çekinip diken üstünde oturmuştuk, gözyaşlarımızı içimize akıtarak.Meğer son görüşümüzmüş sizi Efendim. Bilemedik Efendim.Simanız gözlerimizin önünde, anılarınız hafızamızda, sevginiz kalbimizde, ışığınız ruhumuzda hep kalacak Efendim. Ama biz doymak bilmeyen, zamanında kıymet bilmeyen, Cemalullah'tan başkasına razı gelmeyen kullara bu yetmez ki Efendim.Öğrencileriniz sizsiz kaldı; dostlarınız sizsiz kaldı; evlatlarınız sizsiz kaldı.Aktar dükkanı asıl şimdi kapandı efendim, Üsküdar sizsiz kaldı, İstanbul ışıksız kaldı.Ben daha size doymamıştım Efendim.Ve siz gittiniz.Ben öksüz kaldım Efendim.Ve ben sizi çoook özledim Efendim. Çok özledim.

Tasarım & Geliştirme | kerataif